(Belleğimin tavan arasından çavuş’un tespih şakırtıları ve hapşırıkları gelir; toz içinde.)
Çavuş her zamanki yerinde oturur – köşede
hasır bir kürsünün üstünde
saçları biryantinli
bir gözü kör öbürü şaşı
oğlanlar dut taşlar
üç numara traşları
kaşlarının altında iki kedi yavrusu
kıçlarında iki yama gülümser
çeşmeden eve gider iki kız
başları eğik
çavuş’un önünden geçer
şişirir şalvarlarını kızların rüzgar
çavuş’un kara şalvarının altında
kara kunduralar var
çavuş’un şalvarı sönmüş bir balon
kızların kovalarının altında su damlaları
kızların şalvarlarına düşmüş bir ateş
çavuş’un şalvarında küllenmiş bir kor
o kor ki
yansır çavuş’un o kör gözünden
kızların ayak bileklerine
tutuşur kızların paçaları
su damlaları söndürür tutuşan paçalarını
koşaradım gider kızlar
vurur naylon terlikleri çıplak tabanlarına
vurur tarihin kızılcık sopası
zamanın falakasına yatırılmış kızlara
çavuş’un kara kunduralarının ucunda
kıvrılıp uyur iki tembel güneş
düşer tespihi dirseğine
ve enfiye çeker çavuş
toz dolar kızların terliklerine
ayaklarındaki ter
çamur yapar o tozu
kıvamında
ekmeklik hamur gibi bir çamur
ve küçük yıldız çiçekleri açar terliklerinde
kimse ayrımsayamaz
terliğin deseniymiş sanır herkes onları
kadınlar bulgur yapar bahçede
bulgur zamanı
karıncalar basar evlerini
bulgur zamanı
çekirdek kabukları
kurumuş yufka kırıntıları
bulgur taneleri
dut çekirdekleri
ve güneşi alıp giderler karıncalar
yerin altına
destancılar geçer sokaktan
bulgur zamanı
çavuş tespih çeker
kızlar bırakır kovalarını yere
gözleri gülmeye ve ağlamaya aynı uzaklıktadır
elleri bellerinde
dut taşlar oğlanlar
yürekleri ellerinde
ellerinde biriket kırıkları çakıl taşları
kapıya çıkar kadınlar
tülbentleriyle kapatıp ağızlarını
destancılar geçer sokaktan
bağırları açık göbeklerine kadar
güneşten ve acıdan yanmış bağırları
destan satarlar
ince
ağlamaklı
ve içli bir sesle
gözlerini yere dikip o zaman
sarsıla sarsıla ağlar yeni gelin gülendam
yüreğinin kıyısından üç kara karga kalkar
dibeğinin kıyısına bir serçe konar
yanmış yıkılmış bir aşkı anlatır
ve ağlatır kadınları
o acılı destanlar
kızlar kavrar saplarından kovalarını
koşaradım gider
ve yarım kova suyla varırlar evlerine
düşer tespihi dirseğine
ve çıkarıp tabakasını çavuş
bir çiftkağıtlı sarar
oğlanlar tozlu toprağın üstüne düşen
kara dutları yıkarlar çeşmenin yalağında
yıkarlar kara fellahları
biraz daha kararır çeşmenin yalağı
kadınlar koyunlarından 25 kuruş çıkarıp
destan alırlar
ağlamak istediklerinde sonra
uslu bir ilkokul çocuğuna okutmak için
…
şiiri dinlemek için:
