Yıldızlar
nisan’dan mayıs’a
sekerek geçiyor
ay’ın
etekleri takılıyor çitlere
dünya dönüyor
ilkmayıs
yaz
sonmayıs
kış
dünya döner
ay destekler
solmayız
biz
bu nisan akşamında
ıssız bir mağarada
bir kaçağın
iki gözü gibiyiz
gecedir
yumuşacık bir gece
nisan’ın son gecesi
ılık ve kımıltısız
dağın yamacında
temmuz düşleriyle esrik
bir badem ağacı
beyaz çiçeklerle yüklü
iç geçirmektedir
mayıs’ın kapısının eşiğine kıvrılmış kestirmektedir
ay
çitlere takılan eteğini çekiştirmekte
yıldızlar
nisan’dan mayıs’a sekerek geçmektedir
istasyondan kalkmıştır gece ekspresi
onlar
uzak istasyonları dinlemişlerdir
yürekleri ayışığıyla sıvanmış uykuya dalmışlardır
ılık ve yumuşacık bir gecenin koynunda uyumuşlardır
çiçeğe ve mayıs’a durmuşlardır
titremekte
ürpermekte
ve dönmektedir ay
kolundaki
iki bilezikten
birini bozdurmuş
bir kadın gibi
ve yıldızlar
yıldızlar
yıldızlar
yıldızlar nisan’dan mayıs’a sekerek geçiyor
ay kurtarıyor eteklerini çitlerden
açıyor kapısını mayıs
-iki yana açıyor kapısının kanatlarını-
ve çalınıyor onların kapıları
geçiyor gecenin koynundan gece ekspresi
geçiyor son hızla dağın yamacından
ürperiyor sessizlik donup kalıyor bir an
mayıs’ın kapısında
çiçek açmış bekleyen bodur badem ağacı
en güzel üç çiçeğini veriyor trenin rüzgarına
bir göktaşı düşüyor göğüs kafeslerine
yüreklerinde kırlangıçlar evecen çırpınıyorlar
çatlıyor sıvaları yüreklerinin
deniz kıyısındaki yoldan bir arabayla
götürüyorlar onları karşı kıyıya
dalgalar
denize vuran lambaların
ve yıldızların ışıklarını
taşıyorlar umarsız karşı kıyıya
bak
beline topladı eteklerini
bak denize giriyor ay – ne güzel
ne güzel ayın bacakları
ay beline topladığı eteklerini
bir serpme gibi atıyor
denizin üstüne
dağın üstüne
ağaçların
yolun
ve onların üstüne
bir cümbüş başlıyor
ay’ın eteklerinin altında
siyahın ve gümüşün egemenliğinde bir cümbüş
işte bu cümbüşün içinde
ağızlarından fırlayıp gidiyor sekiz çeteci
katırlarıyla birlikte
ay’ın bacakları arasından geçip
camdan bir mağaraya giriyor
ay
tekrar toplayıp eteklerini beline
koşa koşa gidiyor yıldızların peşinden
onlar ay’ın bacaklarına bakıyorlar
ağızlarında bir akide şekeri gibi duran
dünyayı emerek
gümüşü bu denli güzelleştirdiği için
siyahı da kutsuyorlar
çarçabuk kabuk bağlıyor
esrik badem ağacının
kanayan üç yarası
hüznün tasmasını alıp eline
yürüyüp gidiyor temmuz’a doğru
kırlangıçlar yatışıyor
karanfil taşıyorlar bilinçlerinden
yüreklerine karanfilden bir yuva yapıyorlar
tam işte o zaman
birbirlerini dürtüyor
yüzüklerini çıkarıp parmaklarından
ayakkabılarının içine atıyorlar
teslim etmemek için
nezarete
nişan yüzüklerini
ayak parmaklarına takarak giriyorlar
