Susuz kalmıştı kuğu
bak bunu anımsarsın
çirkin ayaklarıyla
çirkin ayaklarıyla
çirkin ayaklarıyla
susuz kalmıştı kuğu
bir kuğu gibi geçti ömrümüz bizim
yitirdik güvenli son suları da
asıl şimdi unuttuk
kaç arkadaş vardı
yanıbaşımızda vurulup ölen
kaç kurşun geçmişti
başımızın üstünden
unutuldu arkadaşlar
o güzelim inançlardan
umutsuz bir inat kaldı
bak havuz boş işte
kuğu yok ortalıkta
yağmur yağıyor
dinle hışırtıları
kertenkeleler yer değiştiriyor
sarmaşıkların altında
gel
manolyaların altından geçelim
Otururdun sen
sen değil saçların sallanırdı o salıncakta
meltemler eserdi
sırf limon kokularını taşımak için
bir hitit güneşinden savrulmuş geliyorduk
o zamanlar yoktu
nerden bulacaktık böyle bir yörüngeyi
ekmek kuyrukları vardı
uzun gaz kuyrukları
şaşkınlıklara uğradık tehlikelere
acılardan geçtik sonra işkencelerden
gel
manolyaların altından geçelim
Ağaçların boyu geçiyor ömrümüzü
ölüyor balıklar
böcekler de ölüyor
kertenkeleler o zamankiler değil
biz yine yaşıyoruz
hayret ki yaşıyoruz
ölüyoruz sonra bir ağaçlar kalıyor
ağaçların boyu geçiyor ömrümüzü
manolyalar da öyle geçelim altlarından
Gel ölüm gelmeden geçelim altlarından
dinle hışırtıları
yağmur yağıyor
yağmur zaten hep yağdı yağıyordu yağacak
o zaman da yağmur yağıyordu anımsar mısın
yağmur senin saçlarına yağıyordu o zaman
gel
o zamanların altından geçelim
manolyaların altından geçelim
Tütün gibi basıyorduk akdeniz’i yaramızın üstüne
nerden bulacaktık böyle bir manolyayı
servi ve zakkum
mermer ve mavi
güneşi unutmuştum tanımlarken akdeniz’i
belki de bu yüzden gidiyordun – kim bilir
o zaman da yağmur yağıyordu anımsar mısın
şarap ve zeytinyağı taşıyordu köleler mavnalara
sen öyle bir yerden bindin işte vapura
“çok yorgunum beni bekleme kaptan”*
hüznünü giymiştin eteğinin üstüne
bükük boynunla güvertedeydin
perçemin düşmüştü gözlerinin üstüne
kiraz dallarındandı kolları
avuçları taştandı kölelerin
küreklere asıldılar
küreklerin değdiği yerde halkalar
yağmurun düştüğü yerde halkalar
gözlerin çok uzaktı
gözlerinin çevresinde halkalar
gözlerin dağlarda çoban ateşleriydi
gözlerin ortaçağın en dingin yerleriydi
bereketli aydınlık ortaçağ geceleri
basık bir gökyüzüydü ne güzel gecelerdi
bir masala yetecek kadardı gökyüzümüz
perdeler çekilirdi
o zaman da yağmur yağıyordu anımsar mısın
Yağmur yine yağıyor yine kertenkeleler
gel
manolyaların altından geçelim
gör öptüğün yerleri
işte benim profilim işte öptüğün yerler
öptüğün yerlerde şark çıbanları
ruhumda bir yığın deve dikeni
adımda karanfil kokuları yok
Yağmur zaten hep yağdı
oluklardan aktı yağmur suları
yağıyordu yağacak
oluklardan akacak yağmur suları
yoktu çünkü saçların saçların olmayacak
saçaktan damlayan yağmur tanesi gibi
yapayalnız bıraktın
nerelerdeydin söyle
adımda karanfil kokuları yok
* Nazım Hikmet
…
şiiri dinlemek için:
