Bir düğme arıyorum
yeşil hırkamdan kopmuş
bir düğme arıyorum
apartman girişinde
bir düğme arıyorum
karanlıkta bir düğme
hırkam iliksiz kalsın
yitirmez ya yeşilini
düğmesiz hırkamdan almış sanki rengini
bu gariban karanlık
çıkıyor merdivenleri yeşil
taşıyor kendini camgöbeğine
merdiven çıktıkça açılıyorum
rengim de açılıyor
nanenin likörle açılmış yeşiliyim
apartman kapısını açmak üzre ittiğimde karşılaştığım direnç: tenine değmek için yekinen ellerimin belini saran o picama lastiğini zorlaması zorlaması zorlaması
gövden
karanlıkta bilmediğim bir merdiven
körlemesine ilerliyorum
kılavuzum mesine
mesi diyorum ona
karanlıklar mihmandarı matmazel mesine’ye
bense kör mösyö kör
takılmışım mesine’ye
misinede çırpınan bir kaya balığıyım
kör le mesine’yiz biz
ferhat’la şirin gibi şirhin’le ferat
namı-ı diğer sör william kör
yağmurlu bir england’da
yeşil bir otobüsle gece seferindeyim
tek farım yanıyor hız yapıyorum
kör olmayan tek gözümle
parlıyorum karanlıkta
lamba düğmesi gibi
aparman girişinde
her katta bana bir dikkat çakan
düğmeleri solluyor
kısacık farlarımla gider gibi kendimden
bir kibrit çakıyor ve çıkıyorum katları
bu kibritli yol beni kıbrıs’a çıkarıyor
kıbrıs’tayım da sanki kıprıs’a gidiyorum
ha liverpool ha limasol
ha magosa ha manchester
değil mi ki trafik soldan akıyor
kabarıyor makaryos
annem güzelleşirken ben çirkin oluyorum
“çok kabarma” diyorum “kıprıs bizim olacak”
beşparmak’tan akıyorum bozuk frenlerimle
kıprıs’ın göbeğine
beşibirlik değilse de beşi bir yerde ama
beş parmağım beş ingiliz anahtarı
uyduruyorum kendimi kıprıs’ın civatasına
sonra bir sekmek geliyor içimden efeler gibi
bir segman getirmişler sanki tamirhaneye
moralim bozulmuş da seke seke geçmişim
ustamı çırakları ve kendimi alarak
oniki ada’dan ol trakya’ya
ayşem tatile çıkmış
ben yesir düşmüşüm
başkalaşmış melmeket
oniki viraj almış oniki defa dönmüş
miyav miyav bırakmışım kendimi
bir aparman girişine
karanlık
fosfor fosfor çakıyor kendisini gözlerimin içine
sönmemiş
yanmasının da arasına “es”ler koymamış
bir deniz feneri gibi
merdiven duvarındaki düğme
palavramdan parolalar yapılmış
düşürdüğüm parayı yerde bulmuş sanki ay
ısrarla tekrarlıyor kendini
kaldırıp kafasını yıldızına bakmadan
kavalının sesine kapılarak dolanan
sürüsüz bir çobanım
görsem bile görmeden geçiyorum kaybettiğim parayı
unutmuşum çünkü ben bana fısıldanan o parolayı
karanlıkla merdiven çıkıyorum
göbek deliğinde dolaşıyor parmağım
şoförlerin karanlıkta
dümdüz yolda son hızla
korktukları karanlığa
bastıkları kornayım ben
karnına basıyorum
dokunuyor göbeğine – düttürü
gırnata çalıyorum
uyuyorsun karanlıkta
kenara çekilmiş arızalı bir araba
gibi çekilmiş de dünyadan
kıvrılıp uyumuşsun akdeniz’in bağrına
yatağın kenarına
her parmağım bir anahtar
boy boy sıralanıyor
bir tamirci tezgahında sıralanmış takım gibi
özenle dizmişim de
sırayla gövdende sınıyormuşum
picamanın üstü
altında fanila
ellerim
sütyenine doğru ilerliyorum
sütyenini bulsam
otobüsüm bariyerlere çarpıp yine yolda kalacak
memelerine birdenbire rastlıyor
yuvarlanıyorum ordaki bir şarampole
karanlık merdivenlerde tökezliyorum
tutunmaya çalışırken bir yerlere
otomatığın düğmesine rastlantıyla basmış gibi
memelerinin ucuna dokunuyorum
merdiven lambaları birden yanıyor
tık tık çıkıyorum merdivenleri
