Bir rakı kadehini kutup diye bellemiş
ve oturmuş başına bir beyaz ayı gibi
içiyorken kendimi
gebere dirile debelenirken canım
anason kokan hayat içime ediyordu
ağzım nasıl karanlık
ve felaket yalnızdım
tasmasını kemiren dertli bir köpek gibi
tahtasını bitirip kendini kemirmeye başlayan böcek gibi
dişleyerek dilimi çiğnedim sözlerimi
kendime küfrederek kalkıp sokağa çıktım
geçirip ayağıma kirli terliklerimi
ceza verdim kendime bir iyilik yaparak
yeşil bir yağmur aldım karşıdaki manavdan
boşnak boşunak koşarak bu boşnak böreğine
bir arnavut gururu koydum peynir yerine
kim bilir sen nerdesin
dalmaçya kıyısında yırtık feracesiyle
dimdik uzağa bakan çok eski bir ninesin
kim bilir sen nerdesin
istiklal caddesi’nde bu yeşil yağmurlarda
sidik kokan bir barda migreninle başbaşa
kafe kafka’nın orda süt kokan milena’nın
cebinde parçalanan bir tiner şişesisin
kim bilir sen nerdesin
renkli kartopu gibi avucunda bir mendil
yağmurun akıttığı makyajını sildiğin
kağıtlar kolilerle belki de çöplerdesin
bu gece yok adresin
yok çünkü nefesin
demlikte çay acıdı
ve soğudu böreğin
bekledim durdum seni
burnumu çeke çeke
gönlümü yayla yaptım
iskeçe müftüsüne
…
şiiri dinlemek için:
