Eskiden düşer düşer bir meyve gibi ağlardım sapımdan ağlardım
şimdi yine düşüp düşüp bir meyve gibi ağlıyorum
ama istersem bir ağaç gibi de ağlayabilirim artık
ağlayabilirim bir ağaç gibi her tarafımla
yeşil incir gibiydim yeşil incir gibiyim gibi de olacağım
yeşil incir başka bir şarkı söyler
incirin dalı incirlerin ağacı da olurum
incirin düştüğü dal belki bir ağıt yakar
sadece dallar değil
düşen incir de ağlar
aynı zaman
aynı su
aynı süt
aynı dünya
ama başka bir sesle
ben yokuştan inerken
kadınlar halı yıkar
sular uğurlar beni özellikle temmuz’da
dalına ağır gelir incir erik ve elma
varlana yu varlana beni takip ederler
ben yokuştan inerken incir erik ve elma
elmanın içinde köpekler havlar
kaktüslerdeki ve ırmaklardaki sular buluştuğunda caz başlar
incir yuvarlanırken aksar
kesik kesik çalar ceptelefonu
gözyaşlarıyla yandığında kanayan yaralarımız
sular sularla buluştuğunda caz başlar
bu yüzden havlar köpekler
bu yüzden çalar bütün telefonlar
yokuş aşağı yuvarlanan çürük kurtlu bir elmanın içindeki sular gibi yavaş yavaş tüketerek kendimi
böyle bir caz söylüyorum
horoz ibikleri gibi
çirkin sülünler gibi
elma elma neşelenip bu dünyadan geçmeyi
yaralana yaralana yuvarlanan o elma
yaralana yaralana neşesini buluyor
yaralana yaralana unutuyor suyunu
elmanın içindeki su tazeleyip elmanın hafızasını unutuyor kendisini ve dönüyor bütün suların cahilce toplandıkları yere
cahilce toplanılan o yerde
ne hav hav ne miyav ne telefon
su oldum
suları bekliyorum
eskiden düşer düşer bir meyve gibi ağlardım
şimdi ağlamak oldum
istersem gülüyorum
…
şiiri dinlemek için:
