Komünist rejimi çok seviyorum. Kocamın da benim de maaşımız çok iyiydi. Kızımız küçücüktü. Üstümüze başımıza alıyor, canımızın çektiğini yiyor, elde kalan parayı da bankaya koyuyorduk. 4 bin Ruble benim, 4 bin Ruble de kocamın parası vardı bankada. Ciguli olmasa bile bir Moskvich alabilirdik 4 bin Rubleye: Yani o kadar değerliydi paramız. Ve bir gün komünizm yıkıldı. Paranın adını bir gecede değiştirdiler: Ruble’ye Ley dediler. 4 bin Rublem 4 Ley oldu; 4 Ley, 4 ekmek demekti. Herkes aç kaldı. Hele de ihtiyarlar. Sattılar işte ellerinde ne varsa: Bir güzel tabak, bir güzel bardak… Başka da bir şey yoktu. Sonra çekildiler odalarına; kapıları kapatıp ölmeyi beklediler.
***
Gençtik, hayatta kaldık. Kızım büyüdü. Üniversitede okumak istedi. “İstanbul’a gidelim” dedi. Sattım bir domuz; yol parası yaptım. İstanbul’a indiğimde 10 Dolar kaldı o domuzdan bana. Zeytinburnu’nda konfeksiyonda çalıştım. Hiç Türkçe bilmiyordum. Patron ve sekreter Türktü. Geri kalan herkes ya Moldova ya da Romanyalıydı. Orada öğrendiğim iki sözcük var: “Çabuk” ve “çalış”….
***
Çalıştım ve bir sözlük aldım.
***
Konfeksiyonu bırakıp Laleli’ye gittim. Vezneciler’de Dadaş Otopark diye bir yer var. Moldovalılar orada toplanıyor. Bizi gelip oradan seçiyorlar. Metin Bey diye bir adam var; Rusça biliyor. Bir sabah geldi: “Hemşire var mı” dedi… Türkçe bilmediğim için çok korkuyordum. Çaresizlik işte; çıktım öne… Alıp götürdüler beni çok çok uzak bir yere. Sonradan anladım: Kadıköy’de bir hastane… 10 gün orada bir hastaya baktım. Sonra beni İzmit’e götürdüler; tabeladan okudum. Deprem sonrasıydı, yer yarılmıştı. Orada çok şişman bir adam vardı. Hastaydı. Oğlu bir telefon numarası bırakıp gitti. Beni adamla baş başa bıraktılar. Adam fenalaştı. Çocuğuna telefon ediyorum. Türkçe bilmediğim için Rusça yalvarıyor “insulin, insulin” diyorum. Çocuk 4 gün sonra geldi. Adam da o gün öldü. Adam öldü, ben işsiz kaldım. Bana bu işi bulan Metin’ Bey’i aradım: “Kalk gel buraya” dedi… Gittim: 20 Mark verdi. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyordum. Bir köpek gibi bekliyordum Metin Bey’in bürosunda. Akşam oldu. Metin Bey kapıyı üstüme kilitleyip gitti. Birkaç gün yerde yattım. Türkçe bilmediğim için dövizimi bozdurmaktan da korkuyordum. O yüzden aç kaldım. Metin Bey beni tekrar Laleli’ye gönderdi. Oradan yine bir hasta işi buldum. Hasta uyuyunca televizyona bakıyordum. Yavaş yavaş öğrendim Türkçe’yi. En son baktığım hasta 91 yaşındaydı. Ölmüş. Toprağı bol olsun. Üç hasta baktım şimdiye kadar; üçü de öldü. İnsanları toprağa göndermek çok üzdü beni. Bıraktım o işi. Şimdi yemek yapıyorum: Poğaçalar, börekler, pastalar… İnsanlara soruyorum; canları ne isterse onu pişiriyorum. Çok hoşuma gidiyor.
***
Üç senedir Moldova’ya gitmedim. Kocam orda; sağır – dilsiz. Çocuk, alacak diploma. Ben öyle döneceğim Moldova’ya. Kendime de çok güzel bir elbise alacağım.
(O vakitler, Açık Radyo’da yapılan röportajdan aldığım notlar)
Özgür Gündem
