Radyoda bir balkan havası

Radyoda bir Balkan havası. Ramazan Şentürk Ramize’ye seslenir. Yüzünde tespih taneleri gibi et benleri var. Babamda da vardı öyle bir adet. Sonradan aldırsa da adı baloncuk kaldı. Garp cephesi benlidir, şark cephesi çıbanlı. Babamın yanağındaki benle, Şıho Dayı’nın yanağındaki çıban bir başşehri gösterir; her insanın yüzü, bir dünya haritasıysa eğer! Göz çizgileri ırmak, gözlerse denizlerdir. O yüzden ilk hedef Akdenizdir: İleri! “…Ve Hüseyin İleri”!

Radyoda bir Balkan havası. Ramazan Şentürk Ramize’ye seslenir. Hiç mi geçmez berberlerin içinden sakallarla birlikte o beni de götürmek? Ustura ve giyotin… O ben gitti babamın suratından: “Baloncuk”, “deli” oldu ve ardından sarardı. Giyotinle alındı Paris’teki o komün. “Paris artık kestane yemiyor sokaklarda”.

Radyoda bir Balkan havası. Ramazan Şentürk Ramize’ye seslenir. Üzümler koruk, incirler yeşil, dombaylar kurbağa ve sazlıklar sarı olur çingenler geldiğinde. Kırlangıçlar gibi sepet örür çingeneler. Bir bakarsın yuva yapmış bir kırlangıç tam başının üstüne. Kırlangıçlar yuva yapıp çingeneler sepet örüp gider başka iklimlere. Kaşla göz arasında.

Serçeler sığınırmış boş kalan yuvalara. Eylül, her yerde eylül. 6 ve 7 Eylül… O küçücük sepetler; o çingen sepetleri… İncir satar köylüler; o küçük sepetlerle Aydın’da yol boyunca.

Radyoda bir Balkan havası. Ramazan Şentürk Ramize’ye seslenir: “Bir evler yaptırdım more Ramizem / Sazdan samandan / İçine girilmez bre Ramizem / tozdan dumandan”…

Balkondaki yuvaya serçeler girip çıkar ve yemiş sepeti artık bir mandal sepetidir.

Özgür Gündem