Saçlarım iyice uzadı. Şakaklarımda çıkan akların miktarı, beni olgun ve yakışıklı göstermeye yeterli değil.
“Sakalları da alayım mı?” diyor berber.
“Alma abi. Saçları kısalt yeter.”
Akşam alacasında gözlerimi yumuyor ve saçlarımı berbere emanet ediyorum. Radyoda tambur, keman ve neyden yapılmış ağır aksak bir müzik. Şak diye traşı kesiyor berber ve sokağa fırlayıp yoldan geçen bir figüranla kucaklaşıyor. Kolundan tutup dükkana sokuyor figüranı. Kazım Kartal’dan bahsediyorlar. Bizim berber, Kazım Kartal’la aynı film karesinde yer almamış olsa da aynı aynanın karşısında defalarca yer almış ve makas şakırdatmıştı. Dün ölmüş. Yarın da cenazesi kaldırılacak. “Dürüsttü, mertti, cömertti” deniyor arkasından. Konuşuyorlar: “Dağ gibi adamdı; bi şeyi yoktu”… Benimse aklıma seks filmleri geliyor; sevişme sahneleri… “Kartal Pendik, Gittik Geldik” diye bir film adı kalmış hafızamda. Sanki yeni bir film çekiliyor bu berber dükkanında. İhtiyar berber ve figüran Cemal başrol oynuyor; bense bir figüran olarak kesilen saçlarımın önüme düşüşünü izliyor ve içimden “Kartal Pendik Gittik Geldik” diye mırıldanıyorum. Rahmetliye ilişkin birkaç iyi söz bulup çıkarmam gerekirken ben susup duruyorum. Berber anlıyor galiba içimden geçip giden o filmi. Anlasa da makaslayamıyor içimdeki filmin mahrem sahnelerini. İçimden sansürsüz bir film akarken, dışımdaki filmin bütçesi 4 bardak çay ve yarım paket sigara… Boş salona oynayan tek seanslık bir film…
İçimdeki filmin mahrem sahnelerini makaslayamadığından mı bilmem; kulağıma kaçan kılları temizliyor ayağına yatıp kulaklarımı pamukla tıkıyor berber… Tam da finale gelmiştik. Ne konuştuklarını duyamadım. Üç beş dakika tıkalı kaldı kulaklarım. Filmin sonunu kaçırdım. Traş bitti; önlüğüm dürgelendi. Ama pamuklar hala kulağımda. Omzuma vurup: “Saatler olsun” diyor berber… Kulaklarımdaki pamukları kendim çıkarıp tezgahın üstüne bırakıyorum; görür de “pardon” der belki diye… Görmemezlikten geliyor ve ben o zaman kulaklarımın kasten tıkandığına daha da inanıyorum.
Işıklar yanıyor. Berber çırağı üstüme yapışan kılları fırçalıyor. Cebimdeki bütün bozuk paraları çırağa veriyorum. Bana yer gösteren bir teşrifatçı gibi çırak… Bana kapıyı gösteriyor. Berberden çıkıp Beyoğlu’na teşrif ediyorum. Sanki film yeni başlıyor.
Özgür Gündem
