Çikletlerden artist, gofretlerden futbolcu resimleri çıkar. Diyarbakır’da Bağlar… Bağlar’da meydanlıklar… Bir çocuk doğduğu şehri özler sürekli. Bacak kadar bir çocuk doğduğu şehri neden özlesin? Doğduğu şehri, kartpostallardan ve atlaslardan biliyor yalnızca. Belki de Eskişehirspor yüzünden özlüyor Eskişehir’i bu kadar? Yıl 1968…
***
“Eskişehir bembeyaz… Altında lületaşı, üstünde kar. Şehir uyumuş, yalnız bir evde ışık var. Yıl 1968. Eskişehir’de kış, Prag’da ‘son’bahar”…
3 Aralık 1992 tarihli Milliyet’te Ercan Güven, “Eskişehir Kan Ağlıyor” başlığıyla yazdığı yazıya bu sözlerle başlamış… “Eskişehir’de kış, Prag’da ‘son’bahar” sözleri beni çok etkilediği için bu sözlere burada da yer vermek istedim galiba… Neden mi Eskişehirpor muhabbetine girdim? Yeni çıkan bir kitap yüzünden, efendim… İçimdeki Eskişehirspor aşkı, Özgür Topyıldız’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Anadolu Yıldızı Eskişehirspor” adlı kitabıyla bir kez daha körüklendi. Kitabı okurken gözlerim yaşardı, içim burkuldu. Sonra internet sitelerine vurdum kendimi. “Ekşi Sözlük”te “Baybars” nick’iyle yazan arkadaştan bu konuda epeyce yararlandım. Özgür Topyıldız’ın kitabından aldığım haz ve Baybars nick’li arkadaşın internette yazdıklarından aldığım gazla böyle bir yazı kaleme alma ihtiyacı duydum.
***
Deniz Gezmişler asıldığında annem ve babam ağlamıştı; hatırlıyorum… Ben futbolcu resimleri biriktiriyor ve Eskişehirspor yenildiği zaman ağlıyordum. Maçları radyodan dinliyor ve resimlerine gazeteden bakıyordum. Gofretlerden “Es Es”li bir futbolcu resmi çıktığında bayram ediyor ve o resmi Diyarbakır’dan Eskişehir’e; “Fethi Abi, bugün gofretten senin resmin çıktı” notuyla Fethi Heper’e gönderiyordum. Fethi de cevap olarak bana imzalı bir fotoğrafını gönderiyordu. Vahap, yılbaşında kart atıyordu. Koskoca adamlar: Biri Türkiye liglerinin gol kralı, öteki ise en iyi orta saha oyuncusu… Üşenmez, Eskişehir’den Diyarbakır’a imzalı fotoğraf ve yılbaşı kartları gönderirlerdi. O imzalı fotoğrafları ve yılbaşı kartlarını hala saklıyorum. Eskişehir’i Liverpool’a, Eskişehirspor’u Beatles’a, Fethi Heper’i de Beatles’ın solisti John Lennon’a benzetiyorum. Onlar kurdukları grupla İngiltere’yi, bizimkiler ise kurdukları takımla Türkiye’yi sarstılar. John Lennon öldü maalesef… Fethi, çok şükür yaşıyor ve Anadolu Üniversitesi’nde maliye profesörü olarak görev yapıyor.
***
Bir de Amigo Orhan vardı. Amigo Orhan’la maç izlemeye başladığımda futbolcu resimleri biriktirmeyi bırakmış ve Deniz Gezmiş’lerin yoluna sapmıştım. Şimdi Eskişehirspor’un gidişatını puan cetvellerinden izliyor ve üzülüyorum. Teselli bulmak için Beşiktaş maçlarına gidiyorum ara sıra. Gittiğimde de Çarşı Grubu’nun bulunduğu tribünü tercih ediyorum. Fakat oradaki amigo arkadaşların çoğu, maçı sırtı dönük seyrediyor; her ne hikmetse! Amigo Orhan, sırtını sahaya değil seyirciye dönerdi. Pozisyon kaçırmaz ve dikkatle maçı izlerdi. Seyirciye “gereksiz gaz” vermeye çalışmaz; ahenkli bir tezahürata vesile olurdu sadece… Tezahüratın da zamanı vardı. Ekşi Sözlük’te gezerken Amigo Orhan’a da rastladım. Amigo Orhan’ı Halit Kıvanç şu sözlerle anlatıyordu: “Orhan ‘beyefendi amigo’ tipinin en büyük sembolüydü… Gerçek bir orkestra şefi gibiydi. Çıkardı sahanın ortasına: Bale yaparcasına zarif hareketlerle stattaki binlerce insanı coştururdu. Kucağında bebesiyle maça gelirdi Eskişehirli anneler. Ak saçlı nineler, ak sakallı dedeler görülürdü tribünlerde…” Bu tabloya “cuk” oturan tanım Tanıl Bora’dan geliyor: “Eskişehirspor, Eskişehir’in milli takımıydı”…
***
Ekşi Sözlük seyahatinde Etyen Mahçupyan’la karşılaşınca epey sevindim. Meğer o da benim ya da “bizim” gibi iflah olmaz Es Es’lilerden biriymiş! Şöyle diyor Mahçupyan 13 Nisan 2000 tarihli Radikal’de “Kötü Mektup” başlığıyla kaleme aldığı yazıda: “Eskişehirspor hariç, futbolu hiçbir zaman sevmedim. Zaman zaman heyecanlandığım oldu herkes gibi, TV’de bir-iki maç izledim. Çocukluğumda ‘siyah-kırmızı / Anadolu yıldızı’ sloganıyla, Es-Es’in maçlarına gittim, onların başarısı için dua ettim, uzun yıllar Eskişehirsporlu olmakla övündüm. Şimdi daha çok övünüyorum, çünkü Es-Es’ler 2. Lig’de bir grupta alt sıralarda. Galiba pek fazla şansları da yok yükselmek, 1. Lig’e geçmek için. Hem geçmesinler de, nasıl olsa yine düşecekler, düşerler! Yine de o benim çocuk kalbimle sevdiğim, hala izini sürdüğüm tek takım, Eskişehirspor”.
Etyen Mahçupyan’ın sözlerini tamamlamak için yazmış sanki Haydar Ergülen Eskişehirspor şiirini… Buyrun okuyalım: “yine çarpıştırsak kelimeleri / aşk yenildi hayal kimle beraber / aşk gibi düşüyor kümeleri de / şu benim efsanem es ki eski eskişehirsporum / es be birader // ben ondan öğrendim / düşe kalka amatör kümede aşkla gezmeyi / eskişehir vefa maçlarını görseniz / vefalı olurdunuz eskişehir’e karşı / nerde vefa eskişehir düşüyor / ellerim dönüyor / alkış üşüyor”…
***
“Anadolu Yıldızı Eskişehirspor” kitabının yazarı Özgür Topyıldız, kitaba yazdığı önsözü “Artık önümüzdeki maçlara bakacağız ve EsEs’i layık olduğu yerlere tekrar getireceğiz” diye bitiriyor ve bir Es Es çekiyor. Özgür’ün yüreği ve emeği karşısında ben de ağız dolusu Es Es çekiyor ve Özgür’ü selamlıyorum: “Es Es Es Ki Ki Ki Es Ki Es Ki Es”…
Özgür Gündem
