Her dört kişiden beşi şair

Acemler, Aziz Nesin’i sever. Övünmeyi de sever Acemler. Aziz Nesin’in bir İran ziyaretinde, söz dönüp dolaşır şiire gelir. Bunu fırsat bilen bazı Acemler “İran’da her dört kişiden üçü şair” diye böbürleniverince, Aziz Nesin “O da bir şey mi? Türkiye’de her dört kişiden beşi şair” deyiverir. Acemlerin bu beklenmedik şutunu zarif bir “göğüs istopu”yla yumuşatan Aziz Nesin, ani bir kontratakla topu onların kalesine yuvarlamıştır. Bu “altın gol”le maç bitmiş ama skor değişmemiştir. Çünkü bu gol, İranlıların yediği bir gol olarak değil; dünyaya ironiyle atılan bir çalım olarak tarihe geçmiştir. Amacı, heves kırmak değildir Aziz Nesin’in… Ama bu sözler, heves kırıcıların işine epeyce yaramıştır. Asfalt kırar gibi kırılmıştır şiirle iştigal edenlerin güzelim hevesleri: “Yağdı yağmur / Çaktı şimşek” hesabı…

***

Şiir, sözcüklerle yazılır. Kağıt – kalem yeter şiir yazmaya. Futbol gibidir şiir. Futbolun da şiirin de gereçleri basittir. Patlak bir top hatta bir konserve kutusuyla bile futbol oynanır. Herkesin bir golü vardır hayatta. Herkesin bir şiiri neden olmasın? Top peşinde koşmak makbul; söz peşinde koşmak mekruh! Öyle mi?

***

Yürümeye itirazdır spor yapmak. Konuşmaya itirazdır şiir yazmak. İnsan, ifade etmek ister kendini. Bunun için yeni yollar, yeni biçimler arar. Sanat da spor da işte bunun için var. Eğer spor yürümeye itirazsa bunun tek biçimi futbol değildir. Futbol kadar golf de yürümeye bir itirazdır. Aynı şekilde şiir kadar resim de konuşmaya bir itirazdır. Ama ahali, golf oynamak yerine top oynamayı, resim yapmak yerineyse şiir yazmayı daha çok tercih eder.. Top oynayanlara gösterdiğimiz hoşgörüyü, şiir yazanlara da göstermeliyiz. Top peşinde koşturan herkes bir Pele olmuyor kuşkusuz. Ama o Peleler de top peşinde koşturanların içinden çıkıyor. Ve milyonlarca seyirci, top peşinde koşturmanın ne menem bir şey olduğunu bildiğinden dolayı Pele’yi izlemekten zevk alıyor. Herkesin “Olimpiyat Stadı”nda oynaması gerekmiyor. Varsın Pele oynasın. Biz, halı sahada gazozuna maç etmekten de “Olimpiyat Stadı”nda Pele’yi izlemekten de aynı zevki alırız. Şiirde de öyle: Biriken heveslerden çıkar “baba şair”ler… Türkiye’de hevesler kırık, şairler mahcup, taraftar suskundur… O yüzden şimdi Türkiye’de her dört kişiden beşi roman yazıyor!

***

Şiirin stadyumu dergilerdir. Çoğu insanın hevesi buralarda kırılır ya da buralarda körüklenir. Şair adayı sahaya çıkıp oynamaya kalktığında bir uğultu halinde başlar eleştiriler. Heves uyandırmak değil, heves kırmaktır ülkemizdeki eleştirinin işlevi. Nasıl ki “ağzı olan” şiir yazıyorsa, “ağzı olan” da eleştiri yapıyor.
Oğuz Aral’a saygımız ve sevgimiz sonsuz. Bir zamanlar Gırgır’a karikatür gönderen “çiçeği burnunda” karikatüristlere nasihat eder yol gösterirdi: “Gereksiz taramalardan kaçının” vs. gibi… Oğuz Aral’a sözümüz yok ve niyetinin temizliğinden de hiçbir şüphemiz yok. Türkiye’de karikatür yaygınlaşmış ve bir “düzey” edinmişse bunda kuşkusuz ki Oğuz Aral’ın büyük payı var. Oğuz Aral pozisyonuna soyunanlar çok olsa da şiirin gerçek Oğuz Aral’ları yok denecek kadar az maalesef! “Yağdı yağmur / Çaktı şimşek” diye şiir yazanları yermek; yerine de “kırmızı bulutun mor saksofonu” gibi dizeleri önermek, şiiri daraltıyor. Yağmurdan kaçarken “kırmızı bulutun mor saksofonu”ndan dökülen doluya tutuluyoruz. Şiir, kainatı hedefliyorsa eğer, yağmuru da doluyu da kucaklar.

***

Dergi köşelerinde, daha doğrusu dergi sayfalarında hevesli gençlerin şiirlerini değerlendirip onlara “gereksiz tarama”lardan kaçınması gerektiğini söyleyen şairlerin bizzat kendileri de “gereksiz tarama”lardan kaçınmalılar. Nasihatte köstek riski fazladır. Ama şiir esinler; şiirde destek vardır. Nasihat etmek yerine şiir yazmak daha kolay değil mi?

***

Yannis Ritsos, ölümünden üç beş yıl evvel Yunanistan Komünist Partisi yayın organı Rizospastis Gazetesi’nin çalışanlarıyla toplu bir söyleşi yapar ve bu söyleşi Rizospastis’te yayınlanır. O söyleşi, yıllar önce Türkçe’ye de çevrilmiş ve Varlık Dergisi’nde yayınlanmıştı. Rizospastis çalışanlarından biri, Ritsos’a sanatın amacını soruyordu. Köşeli laflar etmekten hoşlanmayan Ritsos, bu zor soruya çok net bir yanıt veriyor: “Sanatın amacı, yeni yaratıcılar yaratmaktır” diyordu. Bu sırra vakıf olan Ritsos, Kararmış Çömlek adlı uzun şiirinde de şiirsel ütopyasını şu dizelerle anlatıyordu: “(…) İşte bak, kardeşim, sonunda öğrendik konuşmayı / tatlı tatlı ve yalın konuşmayı. / Anlaşabiliyoruz şimdi – fazlası da gereksiz. / Ve yarın diyorum, daha da yalın olacağız / tüm yüreklerde, tüm dudaklarda aynı ağırlığı edinen sözleri bulacağız / adıyla anılacak her şey, / ve ötekiler gülümseyip ‘böyle şiirleri / biz de yüzlerce yazabiliriz’ diyecekler. Bizim de istediğimiz bu işte. / Çünkü şarkımız insanlardan ayrı sivrilmek için değil, kardeşim, / insanları birleştirmek içindir şarkımız. (…)”

***

Yazdıklarım gitgide bir söyleve dönüşecek diye korkuyorum. Kendimi bazen nasihat ederken yakalıyorum. Böyle anlarda Woody Allen geliyor aklıma. Hangi filminde bilmiyorum ama Woody Allen öğretmendir ve dersine: “Yapamayanlar öğretir, öğretemeyenler ukalalaşır” diye başlar. Bunca “dir” ve “dur”la biten cümle kurduktan sonra ben de kendimi ukalalaşan öğretmenler gibi hissetmeye başladım. Sürç-i lisan etti isem affola!

Özgür Gündem