Deren superisiydi. Bir sürprizdi Ferit için… Ferit ise bir ayyaştı, leş gibi kokan… Hem kokan hem korkutan.
Hoyrat Ferit vurulmuştu Narin Deren’e…
Deren’in yanakları kızarmıştı Ferit’i gördüğünde: Utanmış; utançtan yerin dibine geçen şirin bir dereye dönüşmüştü Derencik.
Yerin dibine geçen Deren, tehlikenin geçtiğini sanarak tekrar yeryüzüne çıktığında Ferit’i yine başucunda buldu. Bunu fırsat bilen Ferit, hiç zaman kaybetmeden başladı kendini jiletlemeye. Deren’i kan tutuyor ve Ferit’ten damlayan kanlarla dere lekeleniyordu. Korkudan dilini yuttu Deren… Korkudan dilini yutar gibi sularını içine çekti dere… Ferit kalakaldı kan damlayan bileği ve yarattığı panikle… Büzülebildiği kadar büzüldü; eteğinin altında kayboldu dere: Akmadı, esirgedi kendini. Sularıyla balçık edip yarattığı bataklıkta bir sazlık oldu Deren. Ot gibi yaşamaya razıydı: Yeter ki kurtulsun Ferit’ten. Ama Ferit yılmadı: Derdini Deren’e anlatmak için sazların dilini öğrendi. Kamışları jiletledi: Do re mi fa sol la si do… Bir sürü kamış kesti. Kestiği kamışlara nefesini üfledi. Panflüt dediler Ferit’in düdüğüne. Dediğine inanmıyorlardı ama inandılar öttürdüğüne. Deren de inandı. Bahtiyardı artık Ferit: Dile getirmişti nihayet kendini.
Deren’in sesiydi artık Pan Flüt.
