Don lastiği

Önce örtünmek vardı. Giyinmek daha sonra geldi. Hayvan postlarından don yapıldı. Dikkat edin; sutyen ya da şapka değil. Önce don gerekiyordu. İnsanlar (erkekler!) don giydikten sonra kumar oynamaya başladı. Parasını pulunu kaybetti. Karısını da kaybedenler oldu bu yolda. Masadan kalkamayan kumarbazlar donunu da kaybetti. Don, en son kaybedilendi. Attan, avrattan ve silahtan sonra.

Don, ilk önce giyilen ve en son çıkarılandır. Hayal meyal hatırlıyorum; sanıyorum adı Ersin İmer’di TRT’de “hava durumu”nu sunan spiker. Ertesi gün “don” olacağını belirttikten sonra seyircilere “donsuz geceler” dileğinde bulunduğu için apar topar işine son verildiği söyleniyordu. Don, o kadar önemliydi. Donsuz olunmuyordu. Donsuzluk cennetteydi.

Cennet kovgunu insanlar, don icat edilene kadar bir süre incir yapraklarıyla idare ettiler. Ama bu giysiden pek memnun kalmadılar. Çünkü her iklim ve mevsimde bulunmuyordu. Kullanışsızdı. İnsanlara yaprak dayanmıyordu. Sararıp kuruyor; ufalanıyordu. “Yaprak dala, al yeşile yaraşır”dı. Donu bulmak şart olmuştu. “Ot”tan “et”e geçildi. Bir don uğruna -Ya Rab- bizonlara geyiklere gidildi. Avlanan hayvanlardan yüzdüğümüz postlarla örttük edep yerlerimizi. Hayvanları evcilleştirip beslemeye başladığımızda donlarımızın niteliği de değişti. Öyle hemen katledip derisini yüzmüyorduk hayvanın. Kılların ve yünlerin uzamasını bekliyorduk. Sonra onları kırkıyor, eğiriyor, dokuyor ve don yapıyorduk. Sadece don mu? Donun yanında pantolon, entari, gömlek, hırka… Bu kumaş bolluğunu fırsat bilip işi azıtanlar; hatta yüzlerine peçe takanlar bile görülüyordu. Bütün bunlardan sonra hayvanı kesiyor, derisini yüzüyor, etini yiyor ve sütü de yanımıza kar kalıyordu.

Bu kıllar ve yünler doğurdu tekstil işçisini de… Tekstil ve deri işçileri arasındaki sendikal uyuşmazlıklar da o zamanlar başladı. Tekstilciler “bir koyunum ölse bile milyonlar var kırkılacak” marşına başladığında dericiler “koyunlara ölüm” sloganını atıyordu. Ölen her koyun tekstilcileri yasa boğuyor, dericileri ise sevindiriyordu.
Örtünmek bitmiş, tezgahlar kurulmuş ve giyinmeye başlamıştık. Ama tezgahlardan “tıkıdı tıkıdı” diye etrafa yayılan müzik, sık sık kesiliyordu. Tezgahlar hızlı çalışıyor ama koyunların yünleri çok yavaş uzuyordu.

Ve Tanrı, pamuğu yarattı…
Don sorunu hallolmuş sıra camlarımıza gelmişti. Şimdi de camlarımıza don giydirecektik. Tül perdeler, pencerelerin külotlarıdır; ‘Evore’ler ise etekleri (Giyinirken, önce külottan başlar gibi; bir eve taşındığımızda önce perdeleri takar, taşınırken de en son perdeleri indiririz pencerelerden)!..

Sazdan hasır yapmalar, ot yatakta yatmalar ve sert saman yastıklar pamuğa kurban gitti. Tezgahlarda pamuk vardı ve koyunlar da kurbanlıktı. Doku, doku bitmiyordu bu dünyanın işleri. Yelken bezinden çoraba kadar her şey dokunuyordu. İşi öyle azıttılar ki neredeyse otomobil lastiği bile dokuyacaklardı. Onu da kıvırsalardı bugün Laleli’deki tekstilciler araba lastiği de satıyor olacaktı! Lastiğin bulunması otomotiv sektörüne olduğu kadar tekstil sektörüne de büyük katkılarda bulundu: Don lastiği sayesinde millet, uçkur çözüp uçkur bağlama eziyetinden kurtulmuş oldu.

Uygarlığın tarihi örtünmenin, giderek giyinmenin tarihiydi. Bundan sonra soyunmanın ve teşhirciliğin tarihi yazılacak galiba. Giderek ısınıyor dünya. İnsanlar üşüdükleri için mi giyindi yoksa giyindikleri için mi üşüdü? Bilinmez ama, giderek terlediğimiz kesin. Havalar böyle ısındıkça biz biraz daha soyunacağız. Soyuna soyuna gecelerimiz de “don”suz olacak. Sakın yanlış anlamayın “dünya o kadar ısınacak ki ne kar yağacak ne de ‘don’ olacak” demek istiyorum.

Yani:
“Kaç nota var / Do re mi fa sol la si / Onun da üstünde / O kadar giysi // Eteği fa / Sütyeni sol / Papuçları la / Şapkası si // Sevmektedir onları / Kendi bedeni gibi // Usul usul giyinir / Sabahları evinde / İşte do, sonra sırasıyla / re / mi / fa / sol / la / Sonunda da şapkası si // Püsküren bir çiçek gibi / Çıkar kapıdan // Gel ki geceleri sahnede / Müzik başlamayagörsün / Her şey hızlanır birden / Açılıp kapanmaya başlar / Burun delikleri // Hiç de uzakta olmayan / Bir piyano eşliğinde / Müthiş bir hışımla / Atı atıverir / Üstündekileri: / Alın size si / İşte la / sol / fa / mi / re / dooo!”*

Cemal Süreya’nın bu koskoca “dooo!”sunu, isterseniz “dooon!” diye de okuyabilirsiniz.
——————————————————————

* Cemal Süreya “Striptiz”

Özgür Gündem