Çoook eski küffarın o nakışlı taşları…

Şimdi porselen dişler revaçta. Çok değil; bundan 20-30 yıl önce altın dişler revaçtaydı. Kimi, bir iki dişini; kimiyse tüm dişlerini altınla kaplatırdı. Daha çok gülerdi sanki o zamanki insanlar: Sırf görünsün diye altın dişleri… Gülümsemek, ömrü azcık uzatsa da ölümü iptal etmez; vadesi gelen ölür ve dişleriyle gömülür: Ziynetiyle gömülen kraliçeler gibi… Ağız dolusu bir servetle gömülünce altın dişli ölüler, gün doğar mezar hırsızlarına: Mezarlar alelacale açılır ve altın dişler çalınır. Cesetler, kalbi kırık heykeller gibi kalır yerin altında. Defineciler, mezar hırsızlarına benzer biraz: Sikkeleri alır, heykelleri bırakırlar yerin altında. O altın sikkeler ki heykellerin ağzından sökülmüş dişler sanki!

***
Ya o mezar taşlarına ne demeli? Çok eski zamanlardan kalan nakışlı taşlar, ev yaparken tuğla diye kullanılır bu topraklarda. Kerpiçlerin arasında “altun dişler” gibi parlar “çoook eski küffarın o nakışlı taşları”… Hasan Hüseyin, “Ağlasun Ayşafağı” şiirinde bu nakışlı taşları ‘altun’ bir kurdele gibi kafasına takmış ve şu dizeleri fısıldamıştır: “(…) ata binince şaman / attan inince müslümandılar / çoook eski küffarın o nakışlı taşlarını bulup getirip bir yerlerden / altun dişler gibi oturttular kerpiçlerine / ve çoook eski küffarın mermer şarap taslarında yuyup kirlilerini / çoook eski küffarın mermer şarap taslarında yemlediler tavuklarını (…)”

***
Anadolu’ya geldiklerinde atlarından inip Müslüman olan Şamanlar, definelerle ilgilendiler ama toprağın altında sessiz sedasız yatan heykellere ellerini sürmediler. Bir “put cesedi”ydi çünkü o heykeller: Dokunan çarpılır; taşa dönerdi! O yüzden bu topraklara heykel de dikilmedi.

***
Kaynaklar*, Anadolu’da Müslümanlar tarafından ilk heykelin 1915-16 yıllarında Sivas’ta dikildiğini belirtiyor. Bu heykel, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’e aitmiş. Sivas Valisi Muammer Bey ve Hafik Kaymakamı Serezli Nabi Bey’in önayak olmasıyla Hafik’in Zara yolu çıkışına dikilen bu heykelin kaidesi 9 metre yüksekliğinde ince bir taş sütundan oluşuyormuş. Bu sütunun üstünde de Osman Bey’in yaklaşık 1 metre yüksekliğindeki büstü yer alıyormuş. Tepkilerden çekinen Vali Muammer Bey büstün açılışına katılmamış ve büstü açmak için yerine Sivas Müftüsü Abdürrauf Efendi’yi görevlendirmiş. Bu aydın müftü, büstü açıp Sivas’a döndüğünde kimi Sivaslılarca “put dikmek”le suçlanıp “dinzislik”le damgalanmış.
1916’da bir valinin emriyle dikilen bu ilk heykel, 1937’de bir başka valinin emriyle yıktırılmış. 9 metrelik sütun, üç parçaya ayrılmış. Sütunun üstündeki büst, Hafik Belediyesi’ne ait bir mahzende muhafaza edilmiş ve 1943 yılında da Sivas’ta müze olarak kullanılan Büruciye Medresesi’ne taşınmış. Üç parçaya ayrılan kaidenin bir parçası Hafik Hükümet Konağı önüne getirilmiş ve üzerine de Atatürk büstü konmuş. Kaidenin ikinci parçası, tek parti döneminin meşhur Sivas Milletvekillerinden İsmet Uğur’un Hafik Ornevit (Çınarlı) Köyü’ndeki evi önüne konularak İsmet Paşa büstüne kaide yapılmış. Diğer parça ise Hafik Çarşı Camii önünde müezzinlerin üzerine çıkarak ezan okumalarına tahsis edilmiş.

***
Hasan Hüseyin’in “Ağlasun Ayşafağı” şiirinin bazı bölümleri: “gülüyor çınar / gülüyor dağ / gülüyor su / gülüşüyor yıldızlar / kah kah kah- / -ramanlık / gölgede bir çaydanlık / lık / lık / lık” diye bitiyor. Ne diyelim? Biz de öyle bitirelim: Lık, lık, lık…

* Haluk Çağdaş, İlk Anıt-Büst, Tarih ve Toplum Dergisi, Aralık 1995, Cilt 24 Sayı 144, sf. 32

Özgür Gündem