“Buz da olsan erime”

2023 FIVB Voleybol Kadınlar Milletler Ligi’nde şampiyon olan voleybolcularımız, başarılarını Eypio’nun “Naim” şarkısını bir ağızdan söyleyerek kutladılar… Eypio, bu şarkıyı Naim Süleymanoğlu filmi için yazmış.

Naim, hemşerimizdir; Bulgaristan’dan; annemin memleketinden; Kırcaali’den. O zamanlar Bulgaristan’da Türklerin isimleri zorla değiştiriliyor; Bulgarca isimler veriliyordu. Türkler buna kararlı bir şekilde direndi. Direnenler, işkencelere maruz kaldı. Aydınların büyük bir kısmı da Tuna Nehri’nin çevrelediği Belene adasındaki toplama kampına gönderildi. Direniş bastırıldıktan sonra herkesin ismi değiştirilmişti. Yıllar sonra annemle Bulgaristan’a giderken sınırda Bulgar polisi kontrol için pasaportlarımızı topladı. Kontrolden sonra polisler pasaportların üstündeki isimleri yüksek sesle okuyarak sahiplerine teslim ediyorlardı. Bizim Zülfiye, Resmiye, Remziye, Şükriye olarak tanıdığımız kadınların isimleri Mariya, İvanka, Elena, Daniela olmuştu. Pasaportları aldıktan sonra Zülfiye, Resmiye, Remziye, Şükriye olarak yola devam ettik.

O sıralar Belene’den bir akrabamız gelmişti: Necati (Necattin derler bizim orda bütün Necati’lere)! Kamptan kaçmış bir tren vagonunun altına gizlenerek Türkiye’ye ulaşmıştı. Benim açımdan en az Naim kadar kahramandı; Naim’in öncüsüydü! Necati, süper bi insandı: Bulgarca, Rusça, Sırpça, İngilizce, Fransızca, Türkçe biliyordu. Hemen Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne başladı. İstihbarat, hariciye filan, tartıp yokladılar sürekli Necati’yi. Necati önüne baktı. Okulu bitirdi; gazoz fabrikasında muhasebeci oldu. Necati olarak doğmuştu: Amacı, Necati olarak kalmaktı. Amacına ulaştı!

Çelebidir bizim oranın insanı. Şiddetten kaçınırlar. Şiddet ortaya çıkmış ve onları da kapsamışsa öldürmekten ziyade ölmeye yakın dururlar. Susarlar! Konuştuklarındaysa Karacaoğlan’ın, Yunus Emre’nin, Sabahattin Ali’nin Türkçesiyle konuşurlar.

Kardeşim Soner doğduğunda, Ninem Refiye de bizdeymiş. Usülden ona da sormuşlar, “Soner’in ismini ne koyalım?” diye… O da “Sali Memed” demiş! “Kim ola ki bu Sali Memed” diye yıllarca düşündüm. En sonunda buldum galiba: Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’nin ilk ve tek cumhurbaşkanı Salih Mehmed’ti sanki, bu (Hoca Salih Efendi)! Soner’e küçükken, “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorduklarında: “Başbakan olacağım” derdi… Galiba ninemin Soner’in ruhuna üflediği Sali Memed’den dolayı böyle bi hedef koymuştu kendisine. Sonra vazgeçti başbakan olmaktan. Çünkü bizim gibi Türklerin kurduğu devletler, üç beş aydan fazla yaşamıyordu. 1913’te Sali Memed’in Rodop Dağları’nda kurduğu Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, 52 gün yaşamış: Pasaportu, bayrağı, ordusu, parası, posta pulu, hatta haber ajansı bile varmış. Başkenti, Gümilcine’ymiş (bizimkiler “Gümbülcine” derler oraya). Bu devleti, Sırbistan, Karadağ, Avusturya-Macaristan, Arnavutluk, İtalya, Bulgaristan, Yunanistan tanımış; ama Osmanlı tanımamıştı.

Olsundu, tanımasındı, yıkılsındı devletimiz, ne yapalım! Biz isimlerimize sarılır Rodoplar’da katır tırnaklarıyla ve katır inadımızla yaşamaya devam ederdik…

Naim Süleymanoğlu, bu inadın çiçek açmış halidir.

Voleybolcu kadınlarımız da dünya şampiyonluğundan sonra yine bi başka dünya şampiyonu olan Naim’i andılar. Naim, Rodoplar’da biriken dertlerin altında ezilmiyor, erimiyor; adını, kimliğini savunuyor; halter yerine dünyayı kaldırıyordu:

“Bıraktım geldim evimi geride
Adımı aldılar, kan karıştı terime
Demişti anam bana “Buz da olsan erime”
Kaldırdım dünyayı dertlerimin yerine”

Bulgaristan’da Türk olmak… Türkiye’de kadın olmak… Erimeyip çiçek açmak, ne güzel!