bir çingen çocuğuydum elimde gırnataynan
trakya’nın sihirli flütüydü gırnata
bozuyordum sihirleri
şiirleri yakıyordum
bozulmuş kadınları onarıyordum
musluk tamircisiydim
overlokçu sayın beni
bir ostrogot sayın
şehrinizi işgal eden barbarlarla bir tutun
seviştim şehrinizin bütün kadınlarıyla
çok şükür yenildim ve bozguna uğradım
siz gelip işgal etmiyordunuz
işgal edilmek içindi tüm seferlerim
dönüyorum
oğlak dönencesinden çingene düğününden aşkın mızmız sesinden
dönüyorum trakya’dan izmir’e
coğrafyayı özetliyor çiçekler
o ihtiyar kadınlar tarihi özetliyor
seslerinde fesleğen kokuları
şikayetsiz canayakın ve buruk
geliyorum balkanlardan
azgın bir yeşil ve geniş bir neşe bırakarak ardımda
trakya’dan geçiyorum küçükasya’ya
üzgün üzgün akıyor trakya’da ırmaklar
küçükasya
küçükasya
trakya’ya benzer yüzün
gözyaşların gibi akar trakya’da ırmaklar
güzelasya vre şenlik
hüzün bre coğrafya
içtik
her akşam
her akşam içitik
trakya şarkıları …uüvyz…
yaz yağmurları …uüvyz…
neşe ve serserilik …uüvyz…
işte özeti on günün
ağla şimdi güzelasya
bir işgalci gibi giriyorum yurduna
kanına giriyorum ben sevgili ben mikrop
küfrün ve öpücüğün çocuğu
zemzem ve kezzabın karışımı
ben yanlış bir kovboyum ben gamlı bir baykuş
yüzseksenle gidiyorum cehennem güzelliği üstümde ateşler içindeyim yüzseksen derece güneye kayıyorum arkasında arabanın uyuyorum yüzseksenle çok derin uyuyorum açıyorum ki gözümü ne göreyim bergama krallığı serin bir kütüphane bir kütüphane gibi oralarınız kütüphaneye giriyor zavallı generalim
yüzseksenlerdeyim
milattan önce yüzseksenlerde
dokuma ve parşömen üretirdi halkımız
güçlü bir donanmamız vardı
rodos ve delos’la iyiydi aramız
iyiydi aramız
bir gece bile sürmedi saltanatımız
generalim
siz kütüphanede kaldınız
mevsimlerce kaldınız farkında değilsiniz
pencereden kar geliyor generalim
böylesi çok zor geliyor
geberelim generalim bergama’da geberelim
geberdik
hayat neydi ki zaten
bir şehirden bir şehire yolculuktu yaşamak
petersburg’tan petrograt’a gidiyordum ölmeye
aleksandr blok gibi ölmeye
maydanozlar üşüyordu kamyon kasalarında
ölmüştü gözümdeki kirpiler
bu solgun sararmış maydanozlar gözkapaklarım benim
kamyonlarla gidiyoruz ölmeye
kamyon radyolarında oyun havaları var
pazaryeri kokuyor elleriniz göbeğiniz antalya
öpüyorum
kornalarına basıyor şoförler
çilek kokuları fışkırıyor kornalarından
üşüyor ama maydanozlar kamyon kasalarında
uzun kış geceleri ve memeleriniz tıpkı
şoförüm elvis ve ben yüzünüze doğru tırmanıyoruz
dudaklarınıza uğramalıydık
elvis gitar çalacaktı ben sizi öpecektim
elvis gitar çalıyor
hay aksi hay bin kunduz karamba karambita
nerde dudaklarınız
hay aksi hay bin kunduz karamba karambita
yanlış trenlere binmişim yine
şimşekler kurkafa işareti çapraz kemikler
dikkat ölüm tehlikesi
hoşçakal gidiyorum
çalıntı bir araba ve kırılmış kalbimle
“hoşçakal gidiyorum
sen çatında kal
dönüyorum sabanımın başına
toprağı arıyor ayaklarım”*
general yücepinis kibar hırsız arsen lüpen
kurukafagil kling ve siz bayan selenyum
sevgili elementim
hoşçakal gidiyorum
karıştırıyorum radyo kanallarını
karıştırıyorum renklerini gökkuşağının
iris çok hırpalandı
renkleri birbirine geçti zavallı kadıncığın
morötesi düşler peşindeydik
yıkıldı bu yüzden yedi renkli dünyası
ah sevgili iridyum sizden binlerce özür
ben kulunuz arsenik – emrinize amade
hay aksi hay bin kunduz karamba karambita
ben kulunuz arsenik
sıçanotu diyor cadılar bana – ateşlerde yakıyorlar hoşçakal
ne sanıyorlar beni – şamaroğlanı mıyım yoksa bir soytarı mı
bir sarımsak kokusu bırakarak ardımda
dönüyorum sabanımın başına
ah sevgili iridyum sizden binlerce özür
ben kulunuz arsenik – kendi kendime zehir
* Elton John
m. çetin “adalya”
…
şiiri dinlemek için:
…
elton john / “goodbye yellow brick road”:
